BAŞKAN'DAN
Dr. Mustafa AYDIN

     Yükseköğretim; tartışmasız, bir ülkenin en önemli kurumlarından biridir. Sadece kendi varlığı değil, insan kaynağı olarak bütün kurumlara hizmet üreten bir yapıya sahiptir. Bu görevinin dışında; kurumlara danışmanlık hizmeti, proje desteği, eğitim katkısı, ülke yönetiminin şekillenmesi ve buna benzer pek çok sahada büyük destek veren çok önemli bir kurumdur.

    Ülkenin bilgi bankası, hafızası ve ışığıdır. Bu ışık ne kadar parlak olursa her şey o kadar net görülür, karanlık azalır, şeffaflık artar, o kadar sağlıklı sonuç alınır. Bu nedenlerden dolayı, bu değerli kurumlarda görev yapmak bir ayrıcalıktır. Bu kurumlardaki bilgi üreten insanlarda da bir farklılık bir farkındalık olmalıdır. Klasik devlet memurluğu şeklinde, sadece mesai kavramı ile değil, bütün enerjisini, benliğini, yeteneğini birleştirerek, vereceği üründe bunu ortaya koymalıdır.

    Öğretim kadrosundaki insanların evrensel düşünmesi, kişisellik ve olaylardan sıyrılıp, sistemik görev yapması, bunu yetiştirdiği jenerasyonlara da aşılaması gerekir. Çünkü; onun hatası sadece kendini değil, elinin uzandığı, sesinin duyulduğu, düşüncelerinin paylaşıldığı tüm yapıyı etkiler. Bu etki müspetle menfi arasında hareket eden çok hassas bir ibre gibidir. Bu ibrenin daima müspet bölgede bulunması bir akademisyenin hedefi olmalıdır.

     Üretilen üründe kendi payını artıracak, üründe kendi tasarımının ağırlığını görecek ve gösterecek bir çalışma şekli benimsemelidir. Bu çalışmayı bir hayat felsefesi olarak kabullenmesi gerekir. Bu düşünüş; insan kaynağı olarak mezununda, düşünce ve deneyim ürünü olan kitap ve makalelerinde, emek ve bilginin buluştuğu araştırmalarında kendini göstermelidir.

    Çünkü; bu düşünce ve çalışma sadece bağlı olduğu, görev yaptığı Yükseköğretim Kurumunu değil, ülkenin gelişmesi, dünya bilimine bir katkı sağlanması ve üretimde kalitenin yakalanmasında, bir köşe taşı olarak, kendini gösterecektir. Bu evrenselliği ve kutsallığı nedeniyle, bilimsel kaynaklarda, bilimle ibadetin karşılaştırılmasında, bilimin önemi çok açık ifade edilmektedir.

    Çünkü; ilim bireysellikten öte, insanlık ve gelecek için sarf edilen bir emek ve özveridir. Özverinin seve seve verilmesi, ben sadece benim için değil, toplum için de görevliyim olgunluğuna ermektir. Onun içindir ki; bilimsel gelişmede tevazu vardır. Bunu bir buğday başağının, olgunlaştıkça boynunu eğmesine benzetirler. Bir bilim adamının, kendini geliştirdikçe tevazu ile başını eğmesi, hizmet ettiği toplumun, o bilim adamına yaptığı teşekküre karşı gösterdiği sessiz saygısıdır.


İstanbul Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı